Sokak “öcüsü” ve düzen siyaseti

author

GÜVEN GÜRKAN ÖZTAN

2022.01.10 06:57

Son bir haftadır siyasette “cadde gündemi” var. Erdoğan, “Sokaklara döküleceklermiş, ya siz 15 Temmuz’u görmediniz mi? Cumhur İttifakı sizi gideceğiniz yere dek süpürecektir” deyip muhalefete yüklenince herkesin aklına aynı soru geldi: “Nereden çıktı şimdi bu?” Böylece ya harmoni muhalefetinin cadde çağrısı falan yaptığı yoktu. CHP, Mersin’de gerçekleştirdiği mitingin arkasını zeka getirmemişti. Akşener esnaf dolaşmanın ötesine geçmiyordu. Halk İttifakı’nın diğer bileşenleri de sokağı ön plana çıkaran bir siyaset izlemiyordu. Bu durumda Erdoğan’ın çıkışı ya tanıdık olduğumuz İslamcı-popülist söylemin bir yansımasıydı ya da yeni bir “oyun” tezgâhlanıyordu.

Ahenk muhalefeti, Erdoğan’ın sözlerine yanıt vermeyebilir, idareli krizin derinleştiği şu konjonktürde sahada vites yükseltebilirdi. Ancak bunun yerine ne yaptı ne etti, “büyük oyunu” bir kere daha görmeyi başardı! Başta CHP elde etmek üzere Millet İttifakı’nın temsilcileri “sokak” ile işlerinin olmadığını, sandığı beklediklerini yorumlama gereği duydular. CHP lideri, “Beyefendi bizim sokağa çıkmamızı istiyor görünen o ki, çıkmayacağız. Zorlayacak, çıkmayacağız, baskı kuracak çıkmayacağız, ama gereğini sandıkta yapacağız” deha dedi.

Harmoni muhalefetine göre Erdoğan’ın taktiği boşa düşmüş, “oyun bozulmuştu.” “Kutuplaşma silahı” iktidarın elinden alınmıştı. Herkes gönül rahatlığıyla seçimi bekleyebilirdi. Hâlbuki kendileri bakmak istemese de, tam huysuz bir tablo ortaya çıktı. İlk seçimde iktidara geleceğini söyleyen Halk Müziği İttifakı, en esas anayasal adalet laf konusu olduğunda müzmin mağlup psikolojiyle hareket ederek AKP- MHP’nin değirmenine su taşıyıverdi. Bugün sokağı öcüleştirmenin yarın diğer siyasal ifade alanlarını yitirmek olduğunu görmek istemedi. Nitekim tam ağız dalaşı kapandı derken geçtiğimiz cumartesi Devlet Bahçeli sahne aldı ve muhalefete tehdit etme listesine adını yazdırdı: “CHP Genel Başkanı sanki senet bağışlar gibi ‘sokağa çıkmayacağız’ diyor… Sokağa dökülseniz ne yazar, dökülmeseniz ne çıkar?” Bahçeli için değişen böylece bir şey yoktu, ne de olsa kendisi benzer sözleri bundan yaklaşık 1,5 yıl önce de sarf etmişti.

GİDİŞATI GÖRÜYORLAR

Erdoğan’a malum çıkışı yaptırtan ise ülkenin dört bir yanından gelen şikâyetlerdi. AKP Genel Başkanı, epey bir aradan sonradan partisinin vekilleriyle grup halinde görüşmeler yapmaya başladı. Bu görüşmelerde milletvekilleri -kısık sesle de olsa- tabandaki rahatsızlığı anlatıyor. Çiftçinin, esnafın geçinemediğini, Saray’ın anlattığı “başarı öyküsünün” seçmende bir karşılığı olmadığını ima ediyor. Bunlar, diğer saha gözlemleri ve anket sonuçlarıyla da birleşiyor. Saray her ne dek görmezden geliyormuş gibi davransa da gidişatın kendisi için o kadar de hayra alamet olmadığını ayrım ediyor. İktidarı erken seçime zorlayacak bir toplumsal muhalefet dalgasına aleyhinde “ön alma” çabası da bundan. Sokağı “provokasyon” ve “zorlama” ile benzeyen tutarak hem ahenk muhalefetinin başına gelmesi muhtemel işlere (bkz. İBB kuşatması) karşısında onu dingin kılmaya çalışıyor keza de toplumsal muhalefeti yalnızlaştırmak istiyor.

Bu iktidar için “zekice” bir taktik olabilir. Başlıca sorun düzen muhalefetinin sokağa iktidarın merceğinden bakmasında yatıyor. Başkanlık referandumunda “hayır’ın” sesini yükseltenin sokak olduğunu, Hak Yürüyüşü’nün gerçekten sokağın gücü olduğunu, İstanbul’un 2’nci kere kazanılmasında sokağın baskın rol oynadığını CHP’nin bilmemesi olanak kapsamında değil. Fakat CHP yöneticileri, toplumsal muhalefetin “pişmiş aşa su katacağı” korkusunu yaşıyor. Denetim edemeyeceklerini düşündükleri bir kolektif gücün ortaya çıkmasından endişe duyuyorlar. Apaçık hemen şimdi “pişmiş bir aş” olmadığını, devletleşmiş bir iktidar mevcutken toplumsal muhalefete karşın siyasi başarı kazanmanın bir düş olduğunu bakmak istemiyorlar.

SOKAK VE SANDIK

Halbuki kamusal mekânlarda kolektif dostane eylem anlamında sokak, sandığın “ötekisi” değildir. Cadde ve sandık bir bütündür. Yargı arayışları, talepler, kolektif deneyim sokakta mayalanır, sokakta siyasete yön verir, partilerin tutumlarını ve vaatlerini etkiler. Kurumlar iktidar tarafından teslim alınmışsa, paramiliter güçler yedekte bekliyorsa; seçimde yurttaşın oyunun korunmasında, tercih başarılarının tasdik edilmesinde toplumsal muhalefet bir sigortadır.
Karşı Taraf kitleler bir yerden talimatla, emirle kamusal mekanlara akmaz, Türkiye’de düzen partilerinin hiçbiri kitleleri “sokağa dökecek bir kapasiteye” sahip değildir. Bu sokakların halihazırda cansız, sessiz, tepkisiz olduğu manasına gelmez. “Geçinemiyoruz” diyenler, “Zamları geri alın” diye haykıranlar, meslek bırakan emekçiler; doğasına, geleceğine sahip çıkanlar zaten sokaktalar. Türkiye’de emekten, eşitlikten, adaletten yanlamasına bir uyum kurulacaksa bu ancak sokağın sesine kulak verenler kadar kurulabilir. Memlekete Sol lazım derken kastettiğimiz de budur.

Yorum yapın

SMM Panel PDF Kitap indir