Siyasal İslam’ın mantığı

author

MERDAN YANARDAĞ

2021.11.28 07:14

İslamcı hareket iktidarı “demokratik” yollardan, daha açık konuşmak gerekirse sandık marifetiyle bırakmayacağının işaretini birçok kez vermiş bulunuyor. Eğer toplumun ilerici güçleri gereğini yapamazsa, ülke daha da uzun sürecek bir totaliter rejimin arkasında felakete sürüklenecektir.

Siyasal İslam’ın mantığı

İnsanlar merak ediyor, Erdoğan-AKP iktidarının aldığı kararların ardından bir mantık, akla yatkın bir ya da herhangi bir metot (yöntem) var mı? Bu soruya verilecek tek cevap ‘hayır’ olacaktır. Çünkü ne birincil bakışta ne de son analizde bu kararların mantıklı bir gerekçesi, altta yatan bir metodu değil. bu nedenle Erdoğan’ın, Türk ekonomisinin yıkıcı bir yeni krize savrulmasını tetikleyen son faiz indirme kararıyla ilgili tartışmalarda bu vaka dikkate alınmalıdır.

Anımsayalım, Erdoğan, “Bu konuda Nass (Kuran’ın hükmü) ortada. Nass ortada olduğuna kadar sana, bana ne oluyor. Olaya buradan bakacağız ve ona kadar de adımımızı atacağız” dediğinde, olayın peşinde akla yatkın bir bahane arayan kesimler, “ne diyor” diye şaşırmıştı. Ama şaşıracak bir şey yoktu. İslamcı iktidar artık hazırlık dönemini geçtiğini ve bir yapı döneminde olduğuna inanıyordu. Yani, yeni bir devlet, şeriata tarafından yönetilecek bir ülke kurma aşamasına girildiğini düşünüyordu.

Özetle, faiz kararında gerekçe teolojiktir. Evet, fazla hayret verici lakin böyle. Teolojik literatürü dikkate bölge bir perspektiften bakılmadığı sürece, AKP iktidarını bazı kritik adımlarını iyi anlamak olası değildir. İslamcı hareketin ülkeye el koyduğu unutulmamalıdır. Seküler dünya göre her zaman hafife alınan takiye –oysa İslamcıların siyaset yapma tarzının eksenini oluşturur- gereği daha önce alınan bazı kararlar ve uygulamalar kimseyi yanıltmamalıdır.

İstim arkadan geliyor. Daima pek oldu. Önce kararlar alınıyor, mazeret sonradan geliyor. Arkadan gelen bahane ise, daha çok rasyonel düşünen seküler dünyayı, iktisadın ve toplumun işleyiş yasalarına şu ya da bu düzeyde bilinen olan kesimleri ikna etmeye, onlardan gelecek tepkileri yumuşatmaya yönelik oluyor.

Ama islamcı hareket fikir ve bilim merkezli bir veri anlayışını reddediyor, onun yerine inanç merkezli bir data anlayışı koyuyor ve bunu başlıca alıyor. Olayın temelinde bu vaka yatıyor. Tıpkı Ortaçağ’da olduğu gibi, iktidar dogmatik değerler dünyasına yaslanıyor. İnanç merkezli veri ve bu bilgiden üretilen ilimle (bilim yok, ilim) devleti, toplumu, ekonomiyi, siyaseti, yargıyı, eğitimi, afiyet hizmetlerini, dış ilişkileri vb. yönetmeye çalışıyor. İnanç merkezli data anlayışı bir Ortaçağ arızasıdır. Ortaçağı moderniteden ayıran yegâne olgu/şart budur.

ZIHINSEL OLARAK VE BİLİMİ REDDEDEN İNANÇ MERKEZLİ YÖNETİM

İslam dünyası, bin yıldır inanç merkezli bilgi anlayışını benimseyen, fikir yerine nakli, yani tanrı kelamı olan tanrısal sözü, vahiyi esas alan, bunun dışındaki her arayışı kâfirlik sayarak reddeden bir çizgi üzerinde ilerliyor. Bu vaka dikkate alınmadan, yani bağlamından koparıldığında İslamcı hareket ve iktidarların izlediği siyasetleri ve çoğu uygulamasını bütünüyle kavramak olası olmuyor. Foucault’un dediği gibi; bağlamı olmayan gerçeklik yoktur.

İmam Gazali (1058-1111) inanç/tanrı merkezli data anlayışını 11’inci yüzyılda sistemli bir teolojik öğreti haline getiriyor ve içtihat (yorum, güncelleme) kapısını kapatıyor. İslam dünyasının yüz milyonlarca insanın zihin çağını kaçırmasının ve kendi ortaçağını aşamamasının temel nedeni budur. Müslüman dünya hâlâ aralıksız, kendisine özgü karanlık bir Ortaçağın içinden geçiyor. Bu dünyanın hemen hemen tek istisnası Cumhuriyet Türkiye’siydi.

İslam dünyasında Cumhuriyet Türkiye’sini izleyen ülkeler vardı. Bunların tamına karşı, yayılımcılık destekli küresel bir gerici saldırı yürütüldü. Çünkü varlıklı enerji yataklarının üzerinde oturan, zihin ve bilim çağını yakalamış, modernleşmiş toplumları idare etmek de sömürmek de üzerlerinde bir hegemonya oluşturmak da zordur. O nedenle, küresel sermayenin bağımsızlık dolaşımının ve talanının önünde siyasal, ideolojik ve ulusal engel oluşturan, tarihsel bakımdan görece burjuva demokratik nitelikli rejimleri bile yıkmaya çalıştılar. BOP’un da ılımlı İslamcılığın da anlamı buydu.

REJİMİ DEĞİŞTİRME HIRSI DEVAM EDİYOR

Artan Bir Şekilde derinleşen bir meşruiyet krizi yaşamış iktidar, kumpas, aldatma, siyasal dolandırıcılık ve örtülü darbe ile başladığı rejimi değişim ısrarını sürdürüyor. İslamcı hareket, zaten 70 yıldır içi boşaltılmış olan Cumhuriyeti tamamen tasfiye etmek ve dinci-faşizan bir rejim belirlemek için tüm şartları zorluyor. Bu bağlamda, Cumhuriyetin 100’üncü yılına denk gelen 2023 seçimlerinin simgesel bir anlamının olduğu anlaşılıyor. Toplum geriliyor.

Ülkede iki eğilim gelişiyor: birincisi çaresizlik ve hemen hemen her şeyin bittiği şeklindeki bir tür teslimiyetçi ruh hali. İkincisi ise, kendiliğinden gelişen ve güçlenen direniş eğilimi. Birinci akım yaygın olmakla birlikte, demin toplumsal ruh halini bütünüyle belirlemiş değil. Diğeri, yani toplumun direnmeye ve tarihsel kazanımlarını korumaya hevesli kesimleri ise artan bir şekilde istikrar kazanıyor.

DEMOKRATİK HAK VE ÖZGÜRLÜKLERDE ISRAR

O Kadar ki, 19 yıldır iktidar olan, devleti ele geçiren İslamcı hareketin bütün baskılarına, ideolojik kuşatıcılığına ve rant bölüştürme düzenine ve “sadaka kültürü” yöntemiyle kendisine bağladığı kesimlere karşın, sağı ve soluyla toplumun yarısından çok fazlası teslim olmamakta direniyor. Bu kesimleri birleştiren eksen cumhuriyetçilik, yani akıl/bilim merkezli veri anlayışı oluyor. Diğer bir ifade ile laiklik ve modernleşmenin kazanımlarına sadakât, çağdaş hayat türünden ısrar –fakat bu demokratik yargi ve özgürlüklerde ısrar demektir- direnişin eksenini belirliyor.

BASKIYLA SİYASAL ÖMRÜNÜ UZATMAK İSTİYOR

Yukarıda özetlediğim bu tablo, Türkiye’nin çok katlı ve çok yönü olan bir krizin içinden geçtiğini gösteriyor. Her an kontrolü kaybetmenin eşiğinde duran Erdoğan-AKP iktidarı tehditle, baskıyla, hileyle, şantajla siyasal ömrünü uzatmak istiyor. bu nedenle aralıksız yeni yol arkadaşları bulmaya, yeni ittifaklar oluşturmaya çalışıyor.

İslamcılar için önemli olan kazanmaktır. Hangi yol ve yöntemle olursa olsun … bu nedenle AKP iktidarı, 2023 seçimlerini ne pahasına olursa olsun kazanmaya çalışacaktır. Eğer kazanamayacağını görürse seçimleri ertelemek ya da iptal etmek için her yolu deneyecektir. Kayda Değer olan rejim değişikliği sürecini tamamlamak ve geri dönüş eşiğini aşmaktır.

AKP, DAIMA SEÇİMDEN KAÇAMAZ

Fakat, AKP’nin sonsuza değin seçimlerden kaçması olası değildir. Çünkü tek meşruiyet kaynağı seçimlerdir. Tarihsel, kültürel, ahlaki ve siyasal bir meşruiyeti kalmayan iktidarın seçimleri yaptırmama şansı yoktur. Yani “milletin değerlerini” temsilcilik ettiği iddiasını elinden bırakmayan AKP ve İslamcı hareketin istese de seçim yaptırmama gücü bulunmamaktadır.

Geçen yazımda AKP iktidarının ansızın çökebileceğini, bu siyasal gelişmenin hiç beklemediğimiz bir şekilde her an gerçekleşebileceğini belirtmiştim. Dolayısıyla, ülke hiç beklenmeyen aniden seçimlere de gidebilir demektir. Durum böyle olunca, altını çizmekte fayda görüyorum; muhtemel seçimlerde yapılacak en önemli şey -ki 2022’de bir erken seçim yapılabilir- sandık sonuçlarının kaderini Yüksek Seçim Kurulu’na bırakmamaktır. Çünkü Yüksek Tercih Kurulu’nun bağımsızlığı, tarafsızlığı ve hukuka bağlılığını sağlamadan bu ülkede hiçbir tercih tehlikesiz, doğru ve adil olmayacaktır.

bir de, sol uzunca süredir geri çektiği demokrasi ve sandık eleştirisini güncellemelidir. Çünkü genel ve eşit oy hakkı insanlığın büyük bir kazanımı olmakla birlikte, seçimlerin son çözümlemede kurulu düzeni bitmiş üreten, ona meşruiyet sağlayan bir niteliğinin olduğu unutulmamalıdır. İnsanlığın ilerici birikimini ve kazanımlarını reddeden, onu değil sayan hiçbir rejim, yalnızca seçim yapılıyor diye demokratik olmayacaktır.

BU TEHDİT VE SİNDİRME GİRİŞİMLERİ BOŞUNA

İslamcı hareket iktidarı “demokratik” yollardan, daha açıkçası sandık marifetiyle bırakmayacağının işaretini birçok kez vermiş bulunuyor. Pek fakat, iktidar ve yandaş medya göre muhalifler, aydınlar, siyasetçiler, ilerici kanaat önderleri, sözcüleri ve partileri tehdit ediliyor. Gözleri korkutulmaya, sindirilmeye çalışılıyor. Ilk Olarak bu korkutma ve sindirme girişimleri boşuna çıkarılmalıdır.

böylece Türkiye solu, aydınları, cumhuriyetçileri CHP’yi ve HDP’yi kapsayacak bir perspektifle toplumdaki direniş eğilimi ile buluşmalıdır. Ona en az bir program ve örgütlü bir özellik kazandırmaya çalışmalıdır. Sol, bu tarihsel kesitte CHP’yi dışlayarak, suçlayarak, aşağılayarak, karşıya alarak yok, dinci-faşizan diktatörlük girişimine aleyhinde onun örgütü ve tabanıyla buluşarak birlikte çaba etmenin zeminlerini yaratmalıdır. Benzer şey HDP için de geçerlidir.

Eğer toplumun ilerici güçleri gereğini yapamazsa, ülke daha da uzun sürecek bir totaliter rejimin peşinde felakete sürüklenecektir. Tarih toplumun ilerici güçlerini harekete geçmeye çağırıyor. Tarihin çağrısına uymayanlar, onun cezasına razı olurlar. Tarihsel deneyimi yaşarken anlamını kaçırmamalıyız.

Yorum yapın

SMM Panel PDF Kitap indir