Muhafazakârlar neden endişeli?

YAŞAR AYDIN

[email protected]

2022.01.14 08:40

Meclis muhalefeti Enes Kara’nın ölümünü bile ‘toplumsal hassasiyet’ diyerek geçiştirdi. Hassasiyet dedikleri şey, muhalefeti tembel bırakmakla kalmayacağı gibi iktidarla aralarındaki farkı da ortadan kaldırıyor.

Muhafazakârlar neden endişeli?

Endişeli muhafazakârlar son günlerin en popüler tartışmalarından biri. “Muhafazakârları çakmak, o mahalleye gitmek” bu tartışmanın en kayda değer takviye argümanları. Tartışmanın aktörleri gecekonduda ya da kırsalda yaşamış AKP’ye oy veren yoksullar yok. Sosyal demokratlar, sol ve İslamcı liberaller. Halihazırda AKP iktidardayken sadece yenilme ihtimalinin muhafazakârların endişesini bu derece artıracak ne yaşanmış, neler böyle bir travma yaratmış olabilir. Bir De bu travmadan bahsedilirken toplumun fazla kayda değer bölümünü içine aldıklarını da bilhassa belirtiyorlar. Onlara göre ülkenin kayda değer bölümü muhafazakâr ve sonları ürkütecek hiç bir şey yapılmamalı.

40 YILLIK TRAVMA

Sahi 28 Şubat haricen yakın tarihte ne oldu da muhafazakârlarda böyle bir travmaya sebep oldu. İlk akla gelenleri sıralayalım: 3 Mayıs 1987’de Mehmet Sevimli Tekin isimli üniversite öğrencisi Van’da oruç tutmadığı gerekçesiyle kendilerine ‘İslam’ın Bekçileri’ diyen grup kadar öldürüldü. Arkasından kültürlü cinayetleri başladı. Muammer Aksoy 31 Ocak, Turan Dursun 4 Eylül ve Bahriye Üçok 6 Ekim’de benzer yıl içinde 1990’da öldürüldü. Tekrar Uğur Mumcu 24 Ocak 1993’te, Ahmet Taner Kışlalı ise 21 Ekim 1999 tarihinde aynı cinayetlere kurban gitti. 2 Temmuz 1993 günü ülkenin en önemli yazan, açık fikirli, sanatçıların devlet gözetiminde bir otelin içinde yakılarak öldürülmesi mi bu travmaya neden oldu. Liste uzayıp gider?

Bütün bunları yaşayanlar bu ülkenin aydınları, ilericileri, devrimcileri. Dahası sadece bu kadar da yok. Üniversite imtihan soruları çalınıp tarikat üyesi gençlere verildi. askeri okul sınavlarında da böyle yapıldı. Yetmedi tüm bunlara karşın üniversite kazanmayı başaran binlerce öğrenci demokratik-özerk üniversite istediği için gözaltına alındı, tutuklandı, eğitim hayatı bitirildi. Bu da yetmedi. Halk personeli elde etmek isteyenlerin önüne mülakat kondu. Tarikatlardan, cemaatlerden ve AKP ilçe örgütlerinden alınan ad listeleri pırıl pırıl gençlerin önüne kondu. Vakıflar, cemaatler, tarikatlar devlet olanakları sayesinde devasa idareli güçlere ulaştılar. Yurtlar, evler, okullar açtılar. Herkesten toplanan vergiler bu yapılara gitti. Kanımca Erdoğan ailesinin himayesinde çoğalan vakıflar herkesin malumu. Sendikalar, okullar, hastaneler, şirketler adalet edilmemiş servete konan endişeli muhafazakârların sahip olduğu daha onlarca kurum, kuruluş. Liste gerçekte de çok uzun.

KİM BUNLAR, NEREDELER?

Bu evhamlı muhafazakârlar kim ve nerede yaşıyor? Televizyonlara çıkıp bu “hassasiyeti” dile getirenler acaba kimleri kastediyor? Mesela 9 Eylül 2009 tarihinde İstanbul İkitelli’de sel sularının servis minibüsü içinde yuttuğu 7 bayan işçi mi. Yahut 3 Temmuz 2020’de Adapazarı’nda MÜSİAD yöneticisinin sahibi olduğu havai fişek fabrikasında yaşanan patlama sonucu ölen 7 kişinin yakınlarını mı kastediyorlar? Hangisi? Yasaklanan onlarca grev sonucu eve getirdiği ekmeği her gün küçülen işçiler mi? Koca ve baba şiddetiyle ölen kadınlar, kapanan işyerleri, yok edilen doğa hiçbiri umurlarında değil bunların.

YÜZDE 85’İ YOK SAYMAK

Türkiye’de yapılan tüm kamuoyu yoklamaları yurttaşın hesaplı sorunu birinci madde olarak kabul ettiğini gösteriyor. Yeniden aynı anketlere göre tarikat ve cemaatlerin kamuda örgütlenmesine, Diyanet’in olur olmaz her işe burnunu sokmasına da karşılar. Ayrıca de az kalsın aynı oranda. Ülkenin yüzde 85’i geçinemiyoruz derken aynı zamanda din bezirganlığından da bunalmış durumda. Bunların tamamı aynı insan. Bir yüzde 15 var ancak hali vakti uygun, iktidar değişse de düzeni değişmesin isteyen kesim bunlar. Kendi durumlarını genelleştirip ülkenin çok büyük bir bölümünün benzer hassasiyetleri taşıdığına inandırmaya çalışıyorlar. Bunların adeta tamamı ya iktidar yanlısı ya da geçmişte AKP ile birlikte iş tutmuş olanlar. Bu kesimlerin böyle bir propagandaya başvurmaları kavranabilir bir şart. Deyim yerindeyse “hayatlarını bundan kazanıyorlar.” Peki Meclis’teki muhalefet partilerine ne oluyor? Enes Kara’nın ölümünü bile “toplum hassasiyeti” gibi laflarla geçiştirmeyi seçim ettiler.

Ilk Olarak CHP Lideri Kılıçdaroğlu edinmek üzere Meclis muhalefeti Erdoğan’ınminderinde, onun kurallarıyla güreş tutmaya kalkıyor. Defalarca birlikte tutuculuk yarışına girdiler. Dahası toplumu da böyle bir “mücadeleye” ikna etmeye çalışıyorlar. Beyhude bir uğraş. Ülkenin koskocoman bölümü bundan böyle laikliğin önemini kavramış ve sahiplenmiş durumda. Din-diyanet üzerinden de yok diğer taraftan. 20 takvim AKP iktidarına rağmen özgür, eşdeğer ve adaletli bir dünyanın kurulması için ilk koşullardan birinin laiklik olduğu toplum tarafından şimdiden kabul gördü. Muhalefet partilerine, medya kuruluşlarına çöreklenen sağcıların istediği siyaset eni sonu AKP zihniyetinin kazanmasına yol açar. muhafazakâr hassasiyet denilen şey çoğu başlıkta muhalefeti tembel bırakmakla kalmayacağı gibi iktidarla arasındaki farkı da ortadan kaldırıyor. Yurttaşlar muhalefeti şimdiden aşmış durumda. Yurttaşların ezici çoğunluğu ne muhafazakârların ufkuna teslim olmuş bir gelecek ne de tarikat-cemaat koalisyonuna terk edilmiş bir ülke istiyor.

Yorum yapın

SMM Panel PDF Kitap indir