Cevaplar rüzgârda yazılı

author

BURHAN ŞEŞEN

[email protected]

2021.11.19 09:47

Uzun zamandır Beyoğlu’na çıkmamıştım. Taksimden tünele doğru yürürken eski günler geldi aklıma. İstiklal Caddesi, iki tarafı da ağaçlıklı, araç trafiğine açık, sinemaların, tiyatroların, küçük da olsa konser mekânlarının merkeziydi. Yeşilçam’ın da bu bölgede olması sebebiyle beyazperdeden tanıdığımız çoğu ünlüyle bu caddede karşılaşmamız sıradan bir olaydı.

İnci Profetirol ve Markiz Pastanesi özellikle İstanbul dışından gelen misafirlerin çok talep ettikleri yerlerdi. Yazımın başında da paldır küldür yazdığım gibi Beyoğlu için gitmek yok çıkmak fiili kullanılırdı. Önemliydi yani Beyoğlu. her zaman topluluk cıvıl cıvıldı. İnsanlar ekonomik durumlarına kadar en şık kıyafetleriyle gelirdi Beyoğlu’na… Geçtiğimiz akşam benim de arasında olmaktan kibir duyduğum BirGün Gazetesi’nin -ailesinin- yemeği için Beyoğlu’nda yürürken, değişen profil düşündürdü bana bunları. Pandemi yüzünden gazetede çalışan arkadaşlarımla telefon dışarıda bir iletişimim olmamıştı. Bu yemek yemek tamamen hepsiyle yüz yüze tanışma ve sohbet etme şansı buldum. Tümü birbirinden değerli basın emekçilerine paha biçilmez ve deneyimli bir yönetim kadrosu liderlik ediyor. Fakat hiyerarşik bir şart laf konusu yok ve bu alanın ustaları genç gazetecilerin önünü açabilmek konusunda ısrarlı ve yeniliklere açık. Bu fazla mutlu etti beni. Zira ben de müzik alanında bunu yapmaya çalışıyorum. Oturduğum masada birbirinden kıymetli insanlarla sohbet etme olanağı buldum. Birçoğu beni müzisyen kimliğimle tanıdığı için bu yazı yazma serüvenimi merak ettiler.

Gerçekten yeni bir şey değil. Ben 1976 yılından beri günlük tutuyorum.1981-82 yıllarında Ses ve Yaşam dergilerinde hem foto muhabirliği ayrıca de söyleşiler, röportajlar yaptım, müzik sayfası hazırladım. Peşinde 90’lı yıllarda da Nokta Dergisi ve Güneş Gazetesi’nde de haftalık yazılar yazdım. Sanıyorum müzisyenlik gibi bu yazma tutkusu da kendimi anlatma derdinden kaynaklanıyor. Zira zaman zaman bir şarkı sözüyle anlatmakta beceriksiz kaldığım düşünceleri kâğıda dökerek açıklama edebiliyorum.

ŞARKI YAPMAK ŞARKI YAZMAK OLDU

Köyden kente göçün negatif etkisi sonucu oluşan arabesk ve fantezi müziğe karşı büyük şehir insanının sorunlarını, duygularını anlatmaya çalışan, para kazanmaktan çok kafasındaki müziği gerçekleştirmek isteyen müzisyenler “kent ozanları” olarak çıktı karşımıza. Bunların tamamı kendi söz ve müziklerini yazan çalgı olarak da genelde gitarı tercih eden laf yazarı ve besteciler. Ola Ki hatırlarsınız bundan 30 sene öncesine dek şarkı kâğida dökmek yerine şarkı gerçekleştirmek tanımını kullanıyorduk. Ne vakit ancak şarkı sözlerimiz zaman zaman müziklerimizin önüne geçti batıda kullanılan “song writer” sözü bizde de şarkı yazarı olarak hayata geçti.

2016 yılında Bob Dylan’a “Nobel Edebiyat Ödülü” verildiği zaman çoğu insan bunu şaşkınlıkla karşıladı fakat 70’e yakın albüme imza atmış 11 Grammy ödüllü bu efsane müzisyenin şarkı sözlerine baktığımız zaman bu sözlerin edebi bir layık taşımadığını kim iddia edebilir? İzninizle bu savımı güçlendirebilmek için Bob Dylan’ın “Blow İn The Wind” şarkısını Vural Şerifoğlu çevirisiyle okuyalım…

Beyaz kuş kaç deniz aşmalı oysa/Ona martı desinler/İnsan ne dek yol almalı ama/Onu insan bilsinler/Kaç sene geçmeli ki yeryüzünde/Siyah beyaz insanı sevsinler,

Cevaplar dostum rüzgarda yazılı/Cevaplar rüzgarda yazılmış/Gökyüzüne kaç yıl bakmalı oysa?/sonuna kadar bakmak için/İnsanlara kaç kulak zorunlu/Ağlayanları duymak için/Daha kaç savaş görmemiz lazım/Barışma dolu bir dünya için,

Cevaplar dostum rüzgârda yazılmış/Cevaplar rüzgarda yazılmış

Yorum yapın

SMM Panel PDF Kitap indir