Bulutumsu gerçeklik

author

RAHMİ ÖĞDÜL

[email protected]

2021.11.19 09:51

Gökyüzü, düş perdesi. Gökyüzüne bakıp da düş kurmayanımız var mı? Yeryüzünde eksikliğini duyduğumuz her şeyi, özgürlüğü, sevgiyi, kutsalı, masumiyeti, birliği göklere havale ettik. Gökyüzü; geceleri aydınlatılmış noktaları birleştirerek figürler icat ettiğimiz bulmaca sayfası. İcat ettiğimiz figürlere daha sonra hayatlarımızı teslim ettik; gökyüzü yönetmeye başladı bedenlerimizi. Ne zaman yeryüzünde içimiz daralsa gökyüzünün dipsizliğinde sonsuzluğu deneyimledik. Daha Sonra yeryüzünün düzensizliğinden, rastlantısallığından, yasasızlığından yaka silkince bu kere gökyüzünden despotu ve haritasını yeryüzüne indirdik. Hemen haritanın içinden bakıyoruz gökyüzüne ve hiç olmadığı kadar özgürlüğü özlüyor, despottan ve haritasından kurtulamanın yollarını arıyoruz. Daha artı gökyüzüne bakmayın bundan böyle, başımıza ne geldiyse göklerden geldi; aşkın realite dedikleri, yeryüzünün içkin gerçekliğini ezdikçe, halsiz düştü bedenlerimiz; kudretsiz ve karamsar. Bundan Böyle güçlenmenin, birbirimize, bitkilere ve hayvanlara bakmanın, tenlere dokunmanın, dokunarak dokumanın zamanı; sonsuzluğu, özgürlüğü, sevgiyi, sevinci.

Gökyüzünü özlemini çektiğimiz şeylerin figürleriyle donattık önce. Sonra da bu ideal figürlere kadar yargıladık yeryüzünü, bedenlerini değersizleştirdik. Bu da yetmedi, yeryüzünü göksel plana kadar örgütledik. “Yukarıdan gelen, bir aşkınlıkla ilişkili olan her örgütlenmeye teolojik plan denir. Bir tanrının zihnindeki dizayn, doğanın varsayılan derinliklerindeki evrim, hatta bir toplumun iktidar örgütlenmesi… böylesi bir plan tekrar tekrar biçimlerle ve onların gelişimleriyle, öznelerle ve onların biçimlenişiyle ilgilidir” (Deleuze). Her şey, akıp gitmekte olan çizgiyi kesmek ve iki ucundan tutup kendi üzerine kapatmakla başladı. Ve biçimi ışığın şiddetine, yönüne ve hareketimize emrindeki olarak değişen gölgelerimizi çizginin içine kapatmayı öğrendik. O zamandan beri biçimler olarak yaşıyoruz; yalnızca biçimler görüyor ve biçimlerin gelişimini izliyoruz. Gölgelerimizi göstergelerle, kimlik kodlarıyla donattıkça öznelere dönüşünüyoruz. Tarihçi Plinius’un resmin tarihine ilişkin anlatısı sadece resmin değil, insanlığın da tarihidir: “Fotoğraf, bir insanın gölgesinin etrafına kontur çizilerek kopyasının bir yüzeye çıkarılmasıyla başlamıştır”. Kendini duvarların içine kapatmasından fazla önce insan, etrafındaki gölgeleri mağara duvarlarına hapsederek resmi buluş etmiştir.

***

İnsanın fotoğraf yapma serüveni Üstteki Paleolitik dönemde başladı. Keşfedilen resimli mağaraların en eskisi Fransa’daki Chauvet Mağarası. Bernard David, Üst Paleolitik dönemde yaşamış avcı toplayıcıların, mağaraların derin kısımlarına yaptıkları artist işi resimlerin gizemini nasıl çözdüğünü, ‘İnsanlığın En Eski Muamması’ başlıklı kitabında anlatıyor (Can Yayınları, 2013). Hiçbir hava akımının olmadığı, kandillerle okumuş bir ortamda, duvarların pürüzlü olmasına karşın, çok iyi sürükleyici çizgiler çizerek hayvan figürleri yapan bu halk artist artist olamazlardı. Bu resimlerin ama mağara duvarına yansıtılan kilden veya fildişinden hayvan heykelciklerinin gölgeleri etrafında kontur çizilerek elde edilebileceklerini deneyerek kanıtlıyor. Doğanın tahakküm altına alınması ve evcilleştirilmesi, gölgenin ele geçirilmesiyle başlamıştır. Doğanın gölgelerini yakalayıp bir yüzeyde sabitlemeyi ve teftiş etmeyi öğrenen insan, kendi gölgesini de kontur içine kapattığında oturmuş hayata geçmiş ve iktidara yakalanmıştır.

***

Gökyüzü, yeryüzünün tedirgin yüzeyinden kaçıp sığındığımız seyirlik ekran. Bulutların rastlantısal, defalarca değişen biçimleri, hayalgücümüzü kışkırtmaya hala devam ediyor. Ve bulutlar yeryüzüne indiklerinde, gökyüzüne bakamıyoruz artık, gökyüzünün içinde yaşıyoruz ve biçimler görme alışkanlığımız birden bozuluyor. Sis, doğanın büyülü gerçekliği; biçimlerin konturlarını bulanıklaştıran, biçimleri biçimsizleştiren bir doğa olayı. Bulutumsu realite; biçimlerden hiyerarşik kuleler kuran iktidarlar için bir yıkım. Karl Popper hayatı buluta benzetiyor: “Hayat tıpatıp bir bulut gibidir, fevkalade yamalı, tertipsiz ve öyle ya da böyle kestirebilirlikten uzaktan.” Yeryüzünde biçim ve özne yoktur, sadece “biçimlenmemiş bir maddenin en minik parçaçıkları arasındaki hız ilişkileri” (Deleuze).

Yorum yapın

SMM Panel PDF Kitap indir