Avrupa’nın iki yüzü: Mülteciler

DÜNYA 11.03.2022 07:59

Abone Ol google-news

Dr. Mine Yıldız – Göç Çalışmaları Bölümü Brüksel Hür Üniversite

Bu dünyada “ırksallaştırılmış bir hiyerarşi” var. Ve bu göç politikalarında fazla lakin fazla daha belirgin bir ışık halkası geliyor.

Kurtarılmaya bedel bir insan olarak tanımlanan mültecinin teninin rengi, konuştukları dil, din ya da doğdukları yer, menşei ülke.

2015’teki sığınmacı krizinde Yunanistan-Makedonya sınırında kalabalıklar dikenli tellerle karşı karşıyaydı. Bir anne, bebeğini yağmurdan korumak için plastik bir muşambaya sarmış, bir baba hasta ve yüksek ateşi olan küçük kızını göstererek “Şuna bakın, haline bakın kızımın, sizde vicdan yok mu” diye bağırıyordu. Yeniden Macaristan’ın başkenti Budapeşte’deki tren istasyonunun çevresindeki lokanta ve kafelerin hiçbiri mültecilerin içeri girmesine müsade vermemişti. Birilerinin onlara acınacak şey göstermesini umarak kilometrelerce yürüyen insanlardı bu halk. Emniyet güçlerinden kaçanlar yarı bir hayvanlarmış gibi kıstırıldılar.
Cümbür Cemaat kötü değildi elbet. Aynı yıl Macaristan Avusturya otoyolunda ırk, mülteciler için bebek arabası, gıda ve su götürüp, “Hepimiz böyle değiliz” diyerek hükümetlerinin davranışlarından dolayı özür dilemişlerdi. düzensiz toplanma noktalarında lokal çabalar sonunda mültecilerin barınmalarını karşılamak için öteki sivil toplum örgütleriyle ve gönüllülerle birlikte çaba göstermişlerdi.

Polonya, Macaristan ve Avusturya sınırlarına çit çekti ve Yunanistan Türkiye ile sınırına çelik bir bariyer inşa edildi. AB Konseyi Başkanı Ursula von der Leyen, Yunanistan’a “Avrupa kalkanımız olduğunuz için teşekkür ederiz” dedi.

ÖTEKİLEŞTİRİLENLER

Rusya’nın Ukrayna’yı işgalinden önce, dünya genelinde 84 milyon zorla yerinden edilmiş insan vardı. BM Mülteci Ajansı tahminlerine kadar her 95 kişiden 1’i. BM, Ukrayna’yı 4 milyondan artı insanın terk etmesini beklediklerini ve bunun içinde bulunduğumuz yüzyılda Avrupa’nın en büyük sığınmacı krizi haline gelebileceğini söylüyor.

Pek fazla ülkenin tüm Ukraynalı mültecileri memnuniyetle karşıladığını bildiri ettiğine tüm dünyayla birlikte tanıklık ederken Afrika, Ortadoğu ve Asya’dan gelenleri bugün olup bitenleri, yalnızca göç üstüne çalışan bir akademisyen olarak yok bir insan olarak da emrindeki yana koyuyorum. Aynı Avrupa ülkeleri Rusya işgalinin gerisinde Ukrayna’dan kaçan 2 milyondan pozitif insanı kabul etmek için sınırlarını açtı. Açmalı da. Kuşkusuz kabul etmelisiler, etmeliyiz. Bu insan olmamızın gereğidir.

Ama, peki ya öteki mülteciler, “ötekiler”ve/veya “ötekileştirilenler”? Hatırlayın, Afganistan, Suriye, Irak ve Yemen’den gelenler 2021 yılı sonlarında Belarus ve Polonya sınırında mahsur kalmış, Polonyalı emniyet güçleri ve dikenli teller aracılığıyla AB’ye girmeleri engellenmiş, soğukta açlıkla ve donma tehlikesiyle kendi hallerine bırakılmışlardı. Daha geçen ay, Yunanistan ile Türkiye sınırda, AB’ye girmeye çalışan 12 mülteci donarak ölmedi mi? Peki ya onlar?
Ukrayna’dan gelen mültecilere son derece çabuk ve koordineli yanıt verilirken Afganistan, Irak, Filistin, Suriye, Libya ve Yemen gibi iç çatışmaların yaşandığı ülkelerden gelen mültecilere verilen yanıtlar tezat oluşturuyor.

Ortadoğu, Afrika ve Asya’dan gelen mültecileri geri çeviren aynı ulusların birçok, şu anda büyük ölçüde Ukrayna’dan gelen mültecileri ağırlıyor. Ukrayna’dan kaçan mültecilere “ayrı muamele” edildiğini bu durumu BM Sığınmacı Ajansı başkanı da açıkça söyledi. Bütün dünya da duydu.

Dünyanın bir bölümünde yaşanan felaket nerdeyse normalleştirilirken, Ukrayna’nın “medeni”, “tıpatıp bizim gibi, beyaz ve Hristiyan” ve “alt komşu” şeklinde tanımlandığına kulaklarımla şahit oluyorum Brüksel’de. Peki ya siyah Afrikalıların ve öteki ülke menşeili mültecilerin yaşadığı nedir? “Irkçılık ve yabancı düşmanlığının” ta kendisidir.

IRKSALLAŞTIRILMIŞ HİYERARŞİ

Her savaş kendine özgüdür elbet, esas hatları bireyden daha büyük güçler ve emperyalizmin açgözlülüğüyle, acımasızlığıyla çizilir.

Ancak nereden olurlarsa olsunlar, mültecilerin duyguları benzerdir: Gerçeklerinin nasıl aniden ve güçlü olarak değiştiğinin şoku ve hayatta kalanları (çocuklarını kurtarmak için bile olsa) acınacak halde eden suçluluk ve köksüzlük duygusu.

Bir tarafta ülkesi işgal edilmiş ya da ülkesini terk etmek zorunda kalmış bırakılmış, bebeklerin, çocukların, insanların donarak ölmesini “bizden değil” diyerek izleyip, üstelik insan hakları ve demokrasiden dem vuranlar şöyle tanımlanabilir: “Hypocrite” (ikiyüzlü).

Kimse doğacağı ülkeyi, kültürü, derisinin rengini seçemez. Irkçılık ve “ırksallaştırılmış hiyerarşi” bir insanlık ayıbıdır! Günahsız bebeklerin, insanların donarak ya da boğularak ölmesini seyretmek, etnik bir katliama şahit olup susmaktan fazla da bambaşka değildir, bu bir insanlık suçudur!

Günün Kayda Değer Manşetleri

Video haberler için YouTube kanalımıza abone olun

Yorum yapın

SMM Panel