Asgari ücreti toplum belirlesin

author

AZİZ ÇELİK

[email protected]

2021.11.29 07:36

En Az vergi tartışmaları aceleye getirilmemeli. Aidat belirlenirken talepler topluma duyurulmalı. Toplumda karşılığı olan talepler güçlüdür. Öteki ücretlerin de minimum ücrete yapılan artış değin yükselmesi gerekli.

Asgari ücreti toplum belirlesin

Dayanılmaz ışık halkası gelen yaşam pahalılığı ve geçimini sağlama sıkıntısı en düşük ücreti bu sene daha da yaşamsal hale getiriyor. En Az aidat tartışması fazla daha yoğun biçimde yapılıyor ve doğal olarak beklentiler yükseliyor. 2022 yılı asgari ücret görüşmeleri 1 Aralık 2021 tarihinde başlıyor. Minimum ücret hükümet, patron (TİSK) ve emekçi (Türk-İş) temsilcilerinin 5’er aza ile temsilcilik edildikleri En Düşük Vergi Saptama Komisyonu tarafından saptanıyor. Komisyonda Hak-İş ve DİSK yer almıyor. Komite kararları oy çokluğu ile alınabiliyor ve muhakkak nitelik taşıyor. Bir süredir yazdığım en az vergi yazılarına bu hafta “asgari ücret ne kadar olmalı ve nasıl olmalı” konularıyla devam ediyorum.

ACELEYE VE TELAŞA LÜZUM YOK!

Komite üç taraftan oluşsa da hükümetin tutumu belirleyici. Asgari ücreti sonuç olarak hükümetin yer aldığı blok belirliyor. 2000-2021 yılları arasında 21 kere saptanan en düşük ücretin sadece dördünde üç taraf arasında uzlaşma sağlandı. İşçi tarafı 15 kere saptanan en az ücrete itiraz ederken bu yıllara ilişkin minimum ödenti hükümet ve patron işbirliği ile saptandı. İşverenler ise 21 dönemde yalnızca iki kez saptanan minimum ücrete itiraz etti. Özetle günümüze değin saptanan minimum ücretlerden sermaye kesiminin genel olarak memnun olduğunu bildirmek mümkün.

Minimum vergi pazarlığı uzun senelerdir aralık ayı baştan başa haftada bir yapılan görüşmelerle bir ay sürüyordu. Bu dönem en düşük ücret görüşmelerinin uzatılmaması ve bir lahza önce, bir iki hafta içinde tamamlanması yaklaşımı gündeme gelmeye başladı. Ayrıca hükümet keza de Türk-İş temsilcileri kararın bir an önce alınması yönünde fikirler açıklamaya başladı.

Her şeyden önce böyle bir yaklaşımın işçi tarafı açısından içten olmadığının altını çizelim. Vergi pazarlıkları, toplu pazarlıklar engebeli süreçlerdir. İşçi tarafının taleplerini kabul ettirebilmesi o taleplerin üyeleri, işçiler ve toplum göre ne değin desteklendiğine ve ne dek farkında olan olunduğuna bağlıdır. Masada savunulan taleplerin toplumsal karşılığı varsa o talepler dinç taleplerdir. O yüzden sendikalar toplu pazarlıkta telaş etmezler. Üyelerini, işçileri hareketlendirirler, görüşme masasının arkasına kuvvet istif etmek için üyelerini harekete geçirirler. Buna Milletlerarası Çalışma Örgütü (ILO) literatüründe “dostça toplu eylem hakkı” denir. Bu yargı bizim hukukumuza da hak kararlarıyla kabul görmüştür.

Dolayısıyla aceleye gerek değil. Asgari ücretin erken saptanmasının işçiye bir faydası değil. İşçiler zamlı ücretleri her durumda Ocak 2022’de alacaklar. Tersine en düşük ödenti müzakerelerinin uzun sürmesi işçi taleplerinin kamuoyunda bilinmesini, desteklenmesini ve kabul görmesini sağlar. Uzun bahis işçinin elini güçlendirir. Bayağı bir toplu iş sözleşmesi pazarlığı bile 5-6 ay sürerken milyonlarca çalışanın ve ailelerinin kaderini belirleyen görüşmelerde telaşa ve aceleye mahal yok.

ASGARİ VERGI NE DEK OLMALI?

En Az aidat pazarlığı bir ödenti pazarlığı. Dolayısıyla arz can tip ağırlık taşıyor. Çalışanlar için ellerine ne geçeceği, yeni en düşük ücretin ne olacağı ağırlık taşıyor. Bütün aidat pazarlıklarında kural emekçi tarafının evvelden saptanmış bir talebi kamuoyuna açıklaması ve bu taleple masaya oturmasıdır. Ücret müzakerelerinde sendikalar istek eden taraftır. Toplu meslek sözleşmelerinde sendikalar aidat teklifi ile masaya oturur. Aynı şekilde en az vergi pazarlığında da masaya oturmadan önce teklifin emin olması ve teklifin ardındaki bir kamuoyu desteği sağlanması yük taşıyor. Oysa masada işçileri temsil eden Türk-İş önceden bir asgari vergi teklifi açıklamıyor.

Kamuoyunda çeşitli rakamlar telaffuz edilirken masada işçi tarafının teklifinin ne olduğu bilinmiyor. Bunun dürüst bir pazarlık taktiği olduğunu sanmıyorum. Üç emekçi konfederasyonu mümkünse ortak bir önerge hazırlamalı. Bu olası değilse her biri kendi istek ve tekliflerini kamuoyuna açıklamalı. Nitekim bugüne kadar yalnızca DİSK en az ücretin net 5 bin 200 lira olması gerektiğini açıkladı. Türk-İş ve Adalet-İş ise hemen şimdi bir en az aidat talebi dillendirmedi.

Peki minimum aidat miktarı, en az vergi teklifi ne olmalı, nasıl saptanmalı? Her şeyden önce en az ücretin bundan böyle ortalama ücret olduğu gerçeğini akıldan çıkarmamak lüzumlu. Türkiye’de minimum ücret civarında çalışanların oranı yüzde 50’nin üstünde. Dolayısıyla en düşük ücretin değil sıradan ücret düzeyinin münazara edildiği unutulmamalı ve buna göre bir talep oluşturulmalı.

En Düşük vergi saptanmasında en manâlı tuzak devlete ait enflasyona hapsolmak. Türkiye’de emek gelirleri senelerdir resmi enflasyona hapsedilmiş durumda. Ocak ayı itibariyle artacak tüm emek gelirleri hemen hemen ayrıntılarıyla TÜFE’ye ast. TÜİK tarafından açıklanacak TÜFE emekçi, ücretleri, memur maaşları ve emekli aylıkları için, hatta işsizlik ödenekleri için esas olacak. TÜİK yaklaşık olarak en büyük ücret saptayıcısı durumunda. Devlete Ait enflasyon rakamlarının değişken olduğu konusunda yaygın bir kanaat var. öte taraftan genel enflasyonun rahat gelirlilerin masraf kalıplarını yansıtmadığı biliniyor. O nedenle enflasyon tek vergi belirleyicisi olamaz.

EMEK BÜYÜMEDEN PAY ALMALI

Ülkedeki idareli büyümenin emek gelirlerine yansıması gerekir. Asgari aidat talebi oluştururken üstünde durulması gereken temel husus bu. En Az aidat artışı Kişi Başına Gayri Safi Yurtiçi Hasıla (GSYH) ile paralel artmalı. Mesela 2021 yılı için Birey Başına GSYH 78,7 bin lira olarak öngörülüyor. Takvim brüt asgari ödenti ise 42,9 bin lira. Minimum ücretin Kişi Başına GSYH’ye oranı yüzde 54. Oysa bu oran 1970’li yıllarda yüzde 81’e yaklaşıyordu. 12 Eylül en düşük darbesi ve ardından izlenen neoliberal-ücretleri baskılayan idareli politikalarla asgari ücretlinin ulusal gelirden aldığı pay düştü. Son 45 yılın en iyi en az ücreti konuşulacaksa yapılması gereken Kişi Başına GSYH’nin yüzde 80’i düzeyinde bir minimum ödenti atamak!

Minimum ödenti talebi oluşturulurken dikkate alınacak bir öteki istikrarsız ise yoksulluk sınırı. Türk-İş ve DİSK yıllardır açlık ve yokluk sınırları hesaplayıp kamuoyuna açıklıyor. Türk-İş Kasım 2021 için dört şahsiyet bir ailenin yalnızca yiyecek harcamalarını taşıyan özlem sınırını 3 bin 200 lira, bekâr bir çalışanın yaşama maliyetini ise aylık 3 bin 900 lira olarak açıkladı. Türk-İş’e tarafından gıda harcaması ile birlikte giyim, ev (kira, elektrik, su, yakıt), ulaşım, eğitim, sıhhat ve sanki ihtiyaçlar için yapılması zorunlu öteki aylık harcamalarının toplam tutarı ise (yoksulluk sınırı) 10,4 bin liraya yükseldi. DİSK Birleşik Metal-İş Sendikası’nın Ekim 2021 için yaptığı hesaplamaya tarafından ise arzu sınırı 3 bin liraya sefalet sınırı ise 10 bin 400 liraya yükseldi.

Bu hesaplamalar çerçevesinde minimum ücretin “en az” miktarı ortaya çıkmaktadır. Hanede iki çalışan olduğu varsayımı ile asgari vergi fakirlik sınırının yarısından artı olmalı. Nitekim DİSK bu çerçevede asgari ücret talebini net 5 bin 200 lira olarak açıkladı. Türk-İş’in kamuoyuna açıkladığı verilere bakıldığında da 5 bin lira civarında bir talebi dile getirmesi gerekir. Akla Uygun olan ve emekçilerin beklediği budur.

EMEK GELİRLERİ AYNI ORANDA ARTMALI

En Az aidat tartışmasını sadece en az ücrete sıkıştırmamak gerekir. Ocak 2021’de 20 milyon aidat ve maaşlı ile 13 milyona yakın emekli almak üzere 33 milyon emekçinin ödenti, ücret ve aylık artışları belirlenmiş olacak. Minimum aidat artışı açık havada yaklaşık 20 milyon emekçinin kazanç artışları laf konusu. Asgari ücrette meydana gelecek çoğaltma diğer emek gelirlerini de yansıtılmalı. Bütün emek gelirlerinde minimum ödenti artışı oranında bir artma sağlanmalı. Somurtkan halde büyük bir dengesizlik ortaya çıkacak. Özel sektörde asgari aidat dışındaki aidat artışlarının enflasyondan da düşük olacağı konuşuluyor. Kamu işçileri, memurlar, emekliler altı aylık enflasyon artışı dek zam alacak. Bu şart en az ücretle öteki vergi gelirleri arasındaki makasın kapanmasına yol açacak. “En Düşük aidat tuzağı” daha da büyüyecek.

Öteki emek gelirlerinde anlamlı artışlar sağlamanın kayda değer bir yolu ücretlerin asgari ödenti değin kısmının vergiden muaf olması ve Define’den işçilere sigorta prim desteği sağlanmasıdır. Böyle bir kullanım ile bütün ücretlerde net artışlar meydana gelecek. Yıllardır sermayeye sağlanan sigorta prim desteği işçilere de sağlanmalı. Diğer emek gelirlerindeki artışın bir diğer yolu ise ücret politikaları. Üç işçi konfederasyonun üstünde anlaştığı gibi en az vergi sonrasındaki ilk kazanç vergisi dilimine uygulanan oran yüzde 10’a düşürülmeli. Vergi dilimlerine karşılık gelen tarife oranları da en düşük yeniden değerlendirme oranı düzeyinde artırılmalı.

En vahimi ise emekli aylıklarının durumu. Bilindiği gibi emekli aylıklarının daha aşağı sınırı iki sene önce Hazine desteği ile 1.500 liraya yükseltildi. Emekli aylıklarının daha aşağı sınırı hemen en düşük ücretin yarısı düzeyinde. Yeni en az ödenti artışıyla bu ayrım daha da açılacak. Bu yüzden emekli aylıklarında acele düzenleme yapılması ve en düşük emekli aylığının en düşük vergi düzeyine yükseltilmesi gerekir.

Yorum yapın

SMM Panel PDF Kitap indir